<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6350034639151325154</id><updated>2011-07-30T06:05:16.173-07:00</updated><title type='text'>Science is Interesting</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://koprina.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://koprina.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Kaan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12014256056662485606</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>7</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6350034639151325154.post-6754296065364122060</id><published>2011-07-30T06:05:00.000-07:00</published><updated>2011-07-30T06:05:16.185-07:00</updated><title type='text'>Aşı, Antibiyotikler ve Evrim</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-aesDgAHROXs/TjP7t_UjapI/AAAAAAAAAA8/1ERJz1Qqmzo/s1600/wallpaper-47707.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="312" src="http://3.bp.blogspot.com/-aesDgAHROXs/TjP7t_UjapI/AAAAAAAAAA8/1ERJz1Qqmzo/s400/wallpaper-47707.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Neden her yıl grip aşısı oluyoruz? Ya da neden zaman zaman hayvanlar arasında bazı hastalıklar patlak veriyor ve bu hayvanları öldürmek zorunda kalıyoruz?&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;Önce virüslerin ilaçlara karşı dirençlerini nasıl oluşturduğundan başlayalım. Virüsleri antibiyotiklerle öldüremezsiniz, çünkü virüsler hücrelerin içine yerleşir. Özel antiviral ilaçlar kullanmak ya da virüs daha vücuda girmeden önlem almak zorundasınızdır ki bunda da aşı devreye giriyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; Adı AB2 olan ölümcül bir virüsümüz olsun ve genelde tavuklarda etkilerini gördüğümüzü varsayalım. AB2 ye karşı aşılanmış tavuklara AB2 virüsü girdiği takdirde bu virüs tavuğu öldüremeyecek ancak hayvanın içinde yaşamaya devam edecektir. Yeterince yayılan AB2 virüsünün aylarca hatta yıllarca ürediğini ve antikorlara bağışıklığı olan yeni nesiller üretmek için bir fırsat bulduğunu düşünün; kesinlikle de bulacaktır, ki bu da hayali tavuklarımızın evrilmiş AB2 virüsü tarafından öldürüleceği anlamına geliyor. Her sene neden grip aşısı yaptırılır?&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;Influenza yani grip virüsünün günümüzde çok sık kullanılan belli başlı ilaçlara karşı olan direncinin %2 'den %90 a fırlamış olması ve 2003 2004 yılında "H5N1" adıyla bizlere göz kırpması da sanırım modern tıbbın çözeceği daha çok sorunun olduğu anlamına geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://mbe.oxfordjournals.org/content/24/8/1811.full#SEC4"&gt;http://mbe.oxfordjournals.org/content/24/8/1811.full#SEC4&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6350034639151325154-6754296065364122060?l=koprina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/6754296065364122060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/6754296065364122060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://koprina.blogspot.com/2011/07/as-antibiyotikler-ve-evrim.html' title='Aşı, Antibiyotikler ve Evrim'/><author><name>Kaan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12014256056662485606</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-aesDgAHROXs/TjP7t_UjapI/AAAAAAAAAA8/1ERJz1Qqmzo/s72-c/wallpaper-47707.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6350034639151325154.post-293877075739034827</id><published>2011-07-20T14:56:00.000-07:00</published><updated>2011-07-22T09:29:58.293-07:00</updated><title type='text'>Şehirlerdeki Kelebekler Neden Renksiz?</title><content type='html'>&amp;nbsp; &amp;nbsp;Hiç farkedeniniz oldu mu bilmiyorum ama şehirlerde rengarenk kelebek göremezsiniz. İçeri giren canlının kelebek olduğu size söylendiğinde neden renksiz olduğunu düşüneniniz var mı? Çünkü bu canlıların kamuflaja ihtiyacı var ve şehirde kamufle olmak istiyorsanız bunu size sağlayacak en iyi renk kahverengidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Peki neden kelebekler ışığa gider? Soru çok yanlış. Kelebek gibi böcekler aslında ışığa doğru uçmaz. Onların maksadı gece olduğunda tek başına doğal bir ışık kaynağı görevi gören Ay'ı kullanarak yönlerini bulmaktır. Ancak sentetik ışıklar bu canlıların yöntemini geçersiz kılmakta ve doğru yönü bulduğunu sanan böcekler aslında ampüller etrafında dönüp durmaktadırlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6350034639151325154-293877075739034827?l=koprina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/293877075739034827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/293877075739034827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://koprina.blogspot.com/2011/07/sehirlerdeki-kelebekler-neden-renksiz.html' title='Şehirlerdeki Kelebekler Neden Renksiz?'/><author><name>Kaan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12014256056662485606</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6350034639151325154.post-467066379419950980</id><published>2011-07-15T11:08:00.000-07:00</published><updated>2011-07-15T16:21:43.680-07:00</updated><title type='text'>Homo Sapiens Neden İki Ayağı Üzerinde?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&amp;nbsp;Bunu cevaplamak amacıyla ortaya birçok sav ve hipotez atılmasına rağmen bunlar sürekli birbiriyle çelişmiştir. En son Temmuz 2007'de&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 16px;"&gt;Proceedings of the National Academy of Sciences tarafından yapılan araştırma bunu kesin bir şekilde cevaplamayı başarmıştır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 16px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 16px;"&gt;&amp;nbsp; Deneyde 5 adet yetişkin şempanze ve 5 adet yetişkin insan kullanılıyor. Şempanzenin seçilmesi bir rastlantı değil. İnsan türüne en yakın canlı olması onu deney için mükemmel kılıyor. Şempanzelere koşu bandında yürümeyi öğrettikten sonra ne kadar oksijen kullandıklarını anlamak amacıyla bir de maske takılıyor. Tabi aynı prosedür insan denekler için de geçerli. Bilim adamları ayrıca koşu bandında ne kadar basınç oluştuğunu da not ediyor. Deneyin sonucunda eğer şempanzeler bir grup olarak ortalamaları alınırsa iki ayak ve dört ayak üzerinde aynı performansı gösteriyorlar. Ancak deneyin sonuçları bunla sınırlı değil, ortaya çıkan diğer sonuç ise: İnsanlar iki ayak üzerinde yürüyerek dört ayak üzerinde yürüyen şempanze grubundan %75 daha az enerji harcıyorlar, ve çok daha ilginci, gruptaki bir şempanze iki ayağı üzerindeyken diğer iki ayağı üzerinde olan arkadaşlarından kayda değer derecede daha az enerji harcıyor. Yani içlerinden bir tanesi yürüme konusunda daha başarılı. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 16px;"&gt;&amp;nbsp; İnsanlar diğer primatlara göre uzun olan bacakları sayesinde daha büyük adımlar atıyor ve bu da doğada hayatta kalmak için en önemli şey olan enerjiyi saklamalarına yardımcı oluyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 16px;"&gt;&amp;nbsp;Peki bizi yani insanları ilk kez iki ayağı üzerinde yürümeye ne itmiş olabilir? Şuanda diğer primatlar da iki ayakları üzerinde yürüyor. Belki hep değil, ama ara sıra. Çünkü yiyeceklerini yuvalarına taşımaları gerek. Primatlar yemeklerini ağızlarıyla taşımaktansa elleriyle taşımayı tercih ediyorlar ve bu sırada da ellerini kullanamıyorlar doğal olarak. Geriye tek seçenek kalıyor, iki ayak üzerinde yürümek.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/0MqbJFYp4N0/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/0MqbJFYp4N0&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/0MqbJFYp4N0&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proceedings of the National Academy of Sciences:&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.pnas.org/"&gt;http://www.pnas.org/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: sans-serif; font-size: 16px; line-height: 24px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;h1 class="firstHeading" id="firstHeading" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: initial; background-image: none; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-color: rgb(170, 170, 170); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; color: black; font-size: 1.6em; font-weight: normal; line-height: 1.2em; margin-bottom: 0.1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; padding-bottom: 0px; padding-top: 0px; width: auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: sans-serif; font-size: 16px; line-height: 24px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6350034639151325154-467066379419950980?l=koprina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/467066379419950980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/467066379419950980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://koprina.blogspot.com/2011/07/homo-sapiens-neden-iki-ayag-uzerinde.html' title='Homo Sapiens Neden İki Ayağı Üzerinde?'/><author><name>Kaan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12014256056662485606</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6350034639151325154.post-80592567856778303</id><published>2011-07-09T15:25:00.000-07:00</published><updated>2011-07-09T15:32:54.477-07:00</updated><title type='text'>Mıknatıs (Magnet)</title><content type='html'>&amp;nbsp;Türkçe adı Olağanüstü Buluşlar (Remarkable Discoveries) olan Frank Ashall kitabının 2. sayfası:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;" Hiç kuşkusuz Eski Yunanlılar, özellikle de MÖ 6. Yüzyılda yaşamış olan filozof Milas'lı Thales'in çalışmaları sayesinde manyetizma hakkında bilgi sahibiydiler. Thales (mıknatıs taşı veya manyetit de denilen) bir demir cevheri parçasının, başka bir demir parçasını kendine çekebildiğini ispat etmişti. Deneylerinde kullandığı mıknatıstaşı Ege'deki Magnesia (Şimdiki adıyla Manisa)'dan gelmiş olduğu için Thales bu taşa 'Magnesia Taşı' ismini verdi; 'magnet' (mıknatıs) sözcüğü de buradan gelmektedir."&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6350034639151325154-80592567856778303?l=koprina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/80592567856778303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/80592567856778303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://koprina.blogspot.com/2011/07/mknats-magnet.html' title='Mıknatıs (Magnet)'/><author><name>Kaan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12014256056662485606</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6350034639151325154.post-595235648923225668</id><published>2011-07-09T05:50:00.000-07:00</published><updated>2011-07-09T15:33:34.877-07:00</updated><title type='text'>Çiftçilik Yapan Karıncalar</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-PWPgJxtuFLo/ThhOpAD69fI/AAAAAAAAAA4/cchPa7FikXI/s1600/450px-Leafcutter_ants_transporting_leaves.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-PWPgJxtuFLo/ThhOpAD69fI/AAAAAAAAAA4/cchPa7FikXI/s320/450px-Leafcutter_ants_transporting_leaves.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Besin oluşturmak amacıyla canlı yetiştiren tek varlık insan değil. Yaprak kesici karıncalar yere düşen yaprakların en az %15'inin ortadan kaybolmasından sorumlular. Peki karıncalar bu yaprakları yiyorlar mı? Hayır. Bu karıncalar selüloz sindiremezler. Yaprakları çiğneyip küçük parçalar haline getirirler ve yuvalarındaki odacıklara bırakırlar. Daha sonra bu yapraklarda oluşan mantarlardaki protein ile beslenirler. Karıncaların tükürüğündeki antibiyotik tarlalarında zararlı mantarların oluşumunu da önlemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.pbs.org/wgbh/evolution/library/01/3/l_013_01.html"&gt;http://www.pbs.org/wgbh/evolution/library/01/3/l_013_01.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6350034639151325154-595235648923225668?l=koprina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/595235648923225668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/595235648923225668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://koprina.blogspot.com/2011/07/ciftcilik-yapan-karncalar.html' title='Çiftçilik Yapan Karıncalar'/><author><name>Kaan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12014256056662485606</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-PWPgJxtuFLo/ThhOpAD69fI/AAAAAAAAAA4/cchPa7FikXI/s72-c/450px-Leafcutter_ants_transporting_leaves.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6350034639151325154.post-5074672192819310534</id><published>2011-07-09T03:56:00.000-07:00</published><updated>2011-07-09T15:33:18.929-07:00</updated><title type='text'>Yunuslar ve Telepati</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-JgRsqlZrCJs/Thg00h804rI/AAAAAAAAAA0/Ldol-qEhSt4/s1600/Wallpaper+-+Animals+Dolphin+Duet.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-JgRsqlZrCJs/Thg00h804rI/AAAAAAAAAA0/Ldol-qEhSt4/s320/Wallpaper+-+Animals+Dolphin+Duet.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Aslında bu test edilmiş veya kanıtlanmış bir şey değil, ancak çok hoş bir fantezi. Basitçe anlatmak gerekirse yunuslar çığlıklarıyla(ufak klik sesleri) etrafa ses dalgaları yollar daha sonra sesler kulaklarına geri geldiğinde etraflarında ne olduğunu öğrenmiş olurlar. Örneğin yakında bir nesneye çarpıp geri gelen sesler daha kısa bir rota izliyor ve o nesneye ait eşsiz bir hologram oluşuyor yunusun beyninde. Buraya kadar yapılan şeyler yarasaların yaptığını da andırıyor. Hatta insanlar bile bunu çok mükemmel olmayan bir şekilde yapabiliyor. Görme yetisini kaybedenler bu konuda daha iyiler. Her neyse, peki yunuslar birbirlerine bir objeyi tanımlayan ses dalgalarını gönderirlerse, hem de ortada o obje yokken? Diğerinin kafasında bu obje canlanmış olacak. Yani telepati. Pratikte yapılabilir, ama gerçekten yapıyorlar mı bilmiyoruz. Belki de en zeki canlı biz değillizdir?&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Atlantik'te yaşayan gagalı yunus, aynı alana sahip daire, kare ve üçgenleri sonarını kullanarak ayırt edebiliyor. Bu yunus yaklaşık 6.5 metre uzaklıkta aralarında 3 santimetre olan iki hedeften hangisinin daha yakın olduğunu bilebiliyor. Bir golf topunun yarısı büyüklüğündeki çelik bir küreyi 65 metre uzaktan saptayabiliyor"&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Richard Dawkins'in The Blind Watchmaker kitabından aldığım bu bilginin hemen devamında şu geliyor:&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Yunusların kullanmak istediklerinde, hiç çaba harcamaksızın birbirlerine 'zihinsel resimler' iletme yetenekleri olduğu konusunda şaşırtıcı bir sav ortaya atılmıştır. Yapmaları gereken tek şeyin çok yönlü seslerini kullanarak belirli bir nesneden gelen yankıların oluşturduğu sesi taklit etmek olduğu ve bu yolla birbirlerine nesnelerin zihinsel resimlerini iletebilecekleri öne sürülmüştür. Bu hoş savı destekleyecek bir kanıt yok."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6350034639151325154-5074672192819310534?l=koprina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/5074672192819310534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/5074672192819310534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://koprina.blogspot.com/2011/07/yunuslar-ve-telepati.html' title='Yunuslar ve Telepati'/><author><name>Kaan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12014256056662485606</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-JgRsqlZrCJs/Thg00h804rI/AAAAAAAAAA0/Ldol-qEhSt4/s72-c/Wallpaper+-+Animals+Dolphin+Duet.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6350034639151325154.post-3613752165953398315</id><published>2011-07-08T14:47:00.000-07:00</published><updated>2011-07-09T04:10:32.901-07:00</updated><title type='text'>Neden Öpüşüyoruz?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Pek çok yönden incelenebilir tabi de, ben bu duygu barındıran eylemi birazcık bilim kullanarak yerden yere vurayım istedim. Cevap çok basit. Çoğu memeli hayvan yavrusunu ağzı ile besler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Açayım:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;Heteroseksüel erkeklerin azımsanmayacak kadarı kadın memesini çekici bulur ve sanılanın aksine fetişisttir. Ayak fetişizmi gibi garip de karşılanmaz. Bunun sebebi tabi ki de bebekliklerinde oral döneme denk gelen (0-2 yaş) zamanlarında bol bol meme emmiş hatta bununla(memeyle) haşır neşir olmuş olmalarıdır. Ancak bu günümüzde olmuyor olsaydı bile yani biz yavrularımızı doğumlarından itibaren sentetik sütlerle besleseydik kısacası memelerden uzak tutsaydık dahi muhtemelen binlerce yıl önce genlere işlenmiş bu cinsel yönelim yine de varlığını sürdürecekti. Tıpkı yavrusunu ağzıyla besleyen atalarımızdan bize miras kalan öpüşmek gibi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: sans-serif; font-size: 12px; line-height: 17px;"&gt;Etkilendiğim Kaynak : &amp;nbsp;Eibl-Eibesfeldt, Irenäus: &amp;nbsp;Love and hate: the natural history of behavior patterns&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: sans-serif; font-size: 12px; line-height: 17px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: sans-serif; font-size: 12px; line-height: 17px;"&gt;Sorgulama &amp;nbsp;: Güzel de neden diğer hayvanlarda da bu tür davranışları gözlemlemiyoruz?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; line-height: 17px;"&gt;Cevap &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; : İnsanın planlama ve kafasında simule etme yeteneğinden dolayı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; line-height: 17px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6350034639151325154-3613752165953398315?l=koprina.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/3613752165953398315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6350034639151325154/posts/default/3613752165953398315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://koprina.blogspot.com/2011/07/neden-opusuyoruz.html' title='Neden Öpüşüyoruz?'/><author><name>Kaan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12014256056662485606</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry></feed>
